Savaşma Söğüş !

Marka olmuş restoranların tabelaları her zaman dikkatimizi çeker,peki ya seyyar bir yemek arabası ?

onun gibi bir sürü kişi var bu şekilde çalışan,peki kaçı farklılaşabiliyor?

işte bir örnek…

hayatın neresinde olursanız olun,keyifli ve farklı olabilirsiniz…

bu sebeple abiye katılıyorum;

‘Başka şubesi yok’ : )

Anne gibi yar m’ola … ?

kendi kanatlarımızla uçmamız için bizi hayatın engebeli yoluna bırakmış gibi gözüken anneler, aslında iki eliyle hep bir kaç santim yukarıda ‘düşersek’ diye hazır beklerler..

Biz yürüme gayretiyle ileri bakmaktan,fark etmeyiz sadece.

Yaşımız,mevkimiz ne olursa olsun,’Anne’ demenin verdiği huzur bambaşka…

‘Anne masamı düzeltme’ ‘Anne karışma’ ‘anne benim tarzım bu’ hayat onlarla uğraşınca güzel…

Öyle ya onlar zaten ‘bir daha hastalanırsak bakmayacaklar’

‘bir daha ölseler de bize karışmayacaklar’ : )

bazen hırsa bakabiliriz,ölümüne tartışabiliriz ama elleri onlardan yumuşak kim var ki ?

Dünyada en hırslandığımız insan,aynı zamanda hiç bir şeye değişmeyeceğimiz kişi…kapıyı çarparak çıkan ve akşamına dizinde ağlayan bizlere ne demeli ?

Dünyanın en büyük ironisi anne-kız ilişkisi : ) Varsın olsun…

‘Anne’ demek başkadır başka…


Düz mantık…

Şimdi burada kısa bir anket yapsam,

belki çoğu kişi insanların onu anlamadıklarını,halbuki kendisinin ne kadar farklı düşüncelere sahip olduğunu söyler..

insanların içimizden geçer gibi bizi yaşamalarını,anlamalarını bekleriz.

ama pratikte herkes düz mantık sayesinde yaşar.Baktı ki karşısındaki çekimser davranır o eziktir,bir diğeri coşkuyla gülmeyi seviyorsa hafif meşrep..

dilimiz onca kelimeyi sıralarken aklımız hep o mantığa göre hareket eder…

mantık sözde işler,asıl uygulanan ‘düz mantık’tır…

neyse o…

düşünmeden,mantık kurmadan…

Bazen hayat olduğundan daha karışık …

Elinde olanlarla yetinebilir mi insan ? yada olduğu gibi yaşayabilir mi zamanı dilerse ?

bize sunduklarını büyük bir sakinlikle karşılayıp ”demek ki yaşamam gereken bu” diyerek devam edebilir miyiz ? 

ben; söylenir,kurar,kendimce konuşur durururm.Konuştukça yuvarlanır,çığ olur sorular aklımda.

En sonunda düşünmekten sıkılıp,bıkarım zamandan.

o anın güzelliklerine bakmaktansa, arkamı dönerim bir şekilde…

Ya siz ? ”Neyse gelen çözeriz elbet” der misiniz ?

yoksa sizinde farklı tepkileriniz var mı hayata karşı …. ?

Vay be !

Hayal kurmak ne güzel şeydir  ! Küçük,büyük herkes hayal eder bir şeyleri.

kimisi yeni alacağı ayakkabıyı,kimisi borsa’da yükselen hisselerini, kimi mezuniyetini düşünür durur…

karar vermek,kararının hayatını nasıl değiştirdiğini gözlemlemek ne muazzam bir güç…Sanki hayatın saydam iplerini elimize veriyorlar, biz çektikçe saçlarımızın dipleri acıyor,bıraktıkça kollarımız güçsüzleşiyor..

ne zor şey karar vermek,artık çocuk olmamak ve ayakkabılarını kendin almak bayramlarda…

hayatın iplerini ummadığınız anda elinize almak ve tüm çıplaklığı ile kararlarınızın sonuçlarını görmek …

Vay be ! 

neden sivrilemiyoruz ki biz ?

farklı ortamlarda,aynı konular konuşuluyor kimi zaman.

”Sivrilememek”

Bahsettiğim şey;fark oluşturmaktan ziyade,Göze batacak kadar net olabilmek.Savunduğunuz tezin arkasını kollamak her ortamda.

iş kaygısından,çevre kaygısından yeterince özgür duramıyor,hatta bazen çok önem verdiğimiz detayların çiğnenmesine bile göz yummak zorunda kalıyoruz…

Google sayesinde tam aradığım gibi bir görsel buldum.Apartman aidatını ödemeyen bir kişinin mevcut durumu gördüğünüz.ama sanki düşündüklerimin somut hali.

İşte bizim en büyük korkumuz! ”hemen fark edilmek’’ üstelik tek başına kalmak,çoğunluğun arasında…Eğer boyalı katlardan birisinde olsaydık,sorun yoktu kimse için^^çoğunluk içinde kimse sizi fark etmez,etse bile güç sizden yana: )

istediğınız kadar uç noktalarda durabilirsiniz.Ama ya başka bir daire’ye taşınınca…?

Neticede;yeşil olsan kırmızılarda göze batarsın.Siyah olsan, beyazların içinde…Rengin belliyse…

yok mu bunun ayarı*

uzmanlar üzerinde çalışadursunlar,biz bindiğimiz arabanın türküsünü bağırmasak da mırıldanmaya devam edelim…

öyle ya;

 iş..aş..

nasıl yani ? !

Anlamadığım bir şey var;

biz insanları gülerek izlerken,”olmadıkları şeyleri nasıl anlatıyorlar” diye düşünürken, birileri nasıl oluyor da bunları gördüğü halde, onlarla yürümekten çekinmiyor..

ne kadar kasarsan kas,

eğer söylediklerin,yaptıklarından çoksa,bu anlaşılır değil mi?

peki o zaman .

Yerini zamanını bilmeli,geldiğinde gitmeli…

Çoğumuzun şans saydıklarındandır sahiplenilmek,kimi öğretmenini,kimi ilk patronunu kimi  dostunu,annesini yada eşini sayar sorduğunuzda…

bir bilge tarafından kanatlarının altına alınmak herkese iyi gelir aslında,tabi ya önceden olacakları bilmek kimin işine gelmez ki?

Peki ya sonra?

kimileri ömrü boyunca sıcak kuluçkasında yaşamayı tercih eder,suya sabuna dokunmadan geçen ömrünün, sadece istenilen kadarını yaşar.

kimi ise kendi kanatlarıyla öğrenmek ister uçmayı,

onun hasreti; toza,toprağa,düşmeye hatta yaraya bereyedir.

Öyle ya;ağlamadan nasıl bilir insan göz yaşının sıcaklığını ?

nasıl bilir, ağlamamak için yapacaklarını ?

herkes bir kollayanı olsun ister,ama herşeyin bir yeri ve zamanı vardır,

bilmeli ve vakti geldiğinde gitmeli insan..

gitmeli ki;

Gün geldiğinde kaybettikleri, hep durduğu o yer yüzünden olmasın…

İnsanlar kaça ayrılır ?

Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar.

Halbuki olay bu kadar komplike değildir.

İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar:

İyi insanlar ve kötü insanlar.

Albert Einstein

B&N ‘de bir aşk…

tabi herkesin aşk kıstası farklıdır,

kimi rüzgar sörfünü aşk sayar,kimi bir kaşık çikolatayı,damakta gezinen.

Bazı insanlar şanslıdır,bir çok aşkı birden yakalar,

kimi hem şirket sahibi, hem yakışıklı,hem genç,hem mutludur…

kimi çikolataya batırılmış çilek bulur bir yerlerde..

hayat böyledir,

Siz mutluluğu anlatmaya çalışırken,önünüzden geçer de göremeyebilirsiniz: )

Bu mutluluğu Bakırköy Marina’da yeni açılan B&N ‘da buldum: )